Mordillo
20/12/2005
-
Kopenhag’ın ‘basın özgürlüğü’ tezi Strasbourg&
|
Peygamberimiz Hz. Muhammed’e (sas) hakaret içeren karikatürleri yayınlayan Danimarka basınına ve bunları ‘basın özgürlüğü’ çerçevesinde savunan Kopenhag’a Avrupa Konseyi’nden uyarı geldi.
Konsey, Danimarka’da yabancı düşmanlığı içeren yayınların artış gösterdiğini belirterek, hükümete ‘harekete geç’ çağrısı yaptı. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından bir rapora bağlı olarak alınan tavsiye kararında, Kopenhag’dan, medyada dinî azınlıklara karşı düşmanlık ve hoşgörüsüzlüğü körükleyen yayınlara müdahale etmesi istendi. ‘Azınlık Haklarının Korunması’ adlı raporu inceleyen 46 üyeli komite, Kopenhag’a, ‘azınlıkların din, kültür, tarih ve anadillerinin okul kitaplarında yer alması gerektiği’ tavsiyesinde de bulundu. 30 Eylül'de Hz. Muhammed'in karikatürünü yayınlayan Jynllands Posten gazetesi tepki çekmişti. Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 11 Müslüman ülkenin büyükelçisi ve İslam Konferansı Örgütü gazeteyi kınamış, Kopenhag’ı bu konuda adım atmaya çağırmıştı.
Danimarka Başbakanı Fogh Rasmussen ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da geçtiğimiz ay yapılan ikili görüşmede dile getirdiği tepkiyi, “Hükümet, basın özgürlüğüne müdahale edemez.” sözleriyle eleştirmişti. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği de Jyllands Posten’in tasvirlerini eleştirmişti. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Danimarka’da azınlık hakları çerçevesinde onaylanan tavsiye kararının uygulanıp uygulanmadığını Mayıs 2006’da düzenlenecek toplantıda tekrar değerlendirecek.
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Danimarka hükümetinin uyguladığı yabancılar ve entegrasyon politikasına da sert eleştiri getirdi. Komite kararında, ‘yabancılar ve entegrasyon politikasının, etnik kökenlilere karşı düşmanlık oluşturduğu’ görüşü dile getirildi. Ülkede uygulanan yabancılar yasasının ayrımcılık içerdiği belirtilerek, Rasmussen hükümetinin yasayı tekrar gözden geçirmesi gerektiği vurgulandı. Hükümetin, etnik ve dini grup temsilcileriyle daha sık temas kurması ve yabancı düşmanlığına karşı mücadele etmesi istendi. Politikacılar ve basın-yayın organlarının etnik kökenlilere karşı hoşgörüsüz olduğu özellikle zikredildi.
Eleştiri getirilen bir başka nokta ise Halk Kilisesi’nin statüsü oldu. Halk Kilisesi’nin durumu nedeniyle diğer dinlere eşit muamele yapılmadığına dikkat çeken Avrupa Konseyi, Kopenhag’ın ülkede cami inşası için daha aktif bir çalışma yapması gerektiğini vurguladı. 5,5 milyon nüfuslu Danimarka’daki en büyük azınlık grubu olan Almanlara yönelik geniş haklar tanınmasına ise Avrupa Konseyi’nden övgü geldi. Almanca eğitim veren özel okulların açılması olumlu karşılandı. Avrupa Konseyi’nin kararı, Danimarka hükümetini oluşturan partiler tarafından reddedildi. Danimarka’nın, ülkede bulunan etnik kökenlileri ‘azınlık’ olarak kabul etmediğine dikkat çekilerek eleştirilerin haksız olduğu öne sürüldü. Entegrasyon Bakanı Rikke Hvilshöj, Strasbourg’dan gelen eleştirilerin aşırı sağ Danimarka Halk (DF) Partisi’nin bazı söylemlerine göre haklı olduğunu belirtmekle birlikte, “DF’in söylemleri beni ilgilendirmiyor ve hükümet, DF çizgisinde politika üretmiyor. DF’in söylemlerinden ziyade yapılan gerçeklere göre karar alınmalıdır.” diye konuştu. Liberal Parti ve Danimarka Halk Partisi sözcüleri de yöneltilen eleştirileri kesin bir dille reddetti.
Avrupa’nın önde gelen gazeteci, yazar ve aydınları da Danimarka’daki göçmen tartışmasının düzeyini ‘çirkin, korkunç ve utanç verici’ buldu. Fransa’nın muhafazakar tutumuyla tanınan Le Figaro gazetesi editörlerinden Frederic Fritscher, ‘Fransız aşırı sağcılar bile böyle konuşmazlar.’ dedi. Fritscher, Danimarka Halk Partili Jesper Langballe’nin parlamento kürsüsünden ‘İslam Avrupa’da veba gibi yayılıyor.’ dediğini belirterek “Bir Fransız politikacı parlamento kürsüsünde bunu söylemiş olsaydı, milletvekilleri parlamentoyu terk ederek onu protesto ederlerdi.” şeklinde konuştu. İngiliz The Independent gazetesi ise Danimarka Halk Partisi Başkanı Pia Kjaersgaard’un göçmenler hakkında ‘Tam medeniyetin alt seviyesinden olan insanlar.’ demesini, ‘Asla kabul edilemez bir söz.’ diye niteledi.
İsveçli yazar Göran Rosenberg de Danimarka’daki yabancılar tartışmasının tehlikeli bir yola girdiğini belirterek, ‘Danimarka, medeni ve hukuk devletinden gittikçe uzaklaşıyor. Irkçı söylemlere artık insanlar alışmaya başladılar.’ dedi. Almanya İnsan Hakları Enstitüsü’nden Petra Follmar, Alman Parlamentosu’nda benzeri bir ifadenin imkansız olduğunu söyleyerek, ‘Asla uyuma katkı sağlamayacaktır.’ dedi.
19.12.2005 Emre Demir - Hasan Cücük Strasbourg - Kopenhag
|
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
13/12/2005
-
Yunanistan ve Türkiye’deki azınlık sorunları birlikte ele
|
Avrupa Konseyi, Türkiye ve Yunanistan’daki Türk ve Rum azınlıkların sorunlarının birlikte ele alınmasını görüşüyor.
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) geçen ay Türk ve Yunan milletvekillerinin ‘azınlık’ restleşmesine sahne oldu. Türk milletvekillerinin Batı Trakya Türklerini gündeme getirmesi üzerine, Yunan heyeti “Türkiye’de dinî azınlık hakları” önergesini hazırladı. AKPM, bunun üzerine Batı Trakya’daki Türk azınlık ve Türkiye’deki dinî azınlıkların sorunlarının tek bir rapor halinde ele alınmasını istedi. İki topluluğun sorunlarının birlikte ele alınması, Ankara açısından “önemli bir gelişme” olarak değerlendiriliyor.
AK Parti Milletvekili Murat Mercan başkanlığındaki Türk heyeti tarafından sunulan “Batı Trakya’daki Müslüman Türk Azınlığın Zor Durumu” başlıklı önergede, derneklerde “Türk” isminin dahi kullanılmasının yasak olduğu vurgulanarak, Atina yönetiminin ayrımcılık yaptığı belirtiliyor. Raporda, bölgede yaşayan 60 bin Türk’ün, Yunan vatandaşlığından çıkarıldığı ve Batı Trakya Türklerinin 1990’dan beri kendi müftülerini seçemediği hatırlatılıyor ve Yunanistan’ın Lozan’a uyması isteniyor. Yunan tarafı ise “Türkiye’de Gayrimüslim Azınlıkların İnsan Hakları ve Din Özgürlüğü” başlıklı bir önergeyi gündeme getirdi. Bu raporda da, Fener Rum Patrikhanesi’nin “ekümenik” olarak tanınmadığı, Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmadığı ve azınlık vakıflarının taşınmaz mallarına el konulduğu ifade ediliyor.
Birleşme için son karar bugün verilecek
AKPM Başkanlık Divanı, 25 Kasım’daki Bükreş toplantısında iki önergenin tek bir rapor haline getirilmesini istedi. Hukuk İşleri Komisyonu, iki ülkedeki azınlık sorunlarının birlikte alınıp alınmayacağına dair son kararı ise bugün verecek. Komisyon onay verirse, iki ülkedeki azınlıkların sorunları ilk kez birlikte ele alınacak. Yunanistan’daki Türk azınlığın sorunları da, ilk kez AKPM’de tartışılacak. Batı Trakya Türklerinin durumu, Türk heyeti tarafından 5 yıl önce gündeme getirilmiş; ancak önerge Genel Kurul’a gelmeden reddedilmişti. Her iki ülkedeki azınlık haklarının Lozan’a dayanması ve açılan davaların AİHM’de olması, ortak raporun onaylanma ihtimalini güçlendiriyor. Onaylanması halinde raporun önümüzdeki yıl AKPM Genel Kurulu’nda oylanması bekleniyor. Yunanistan’ın, isminde “Türk” ibaresi bulunan vakıflara izin vermemesi, Ankara’nın tepkisini çekiyor. Türkiye’de 55’inin isminde “Rum” ibaresi olan 66 tane Rum cemaat vakfı bulunuyor.
13.12.2005 Emre Demir Strasbourg |
|
|
|
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
2/12/2005
-
AİHM tıkandı, 11 âkil adam çıkış arıyor
|
Avrupa Konseyi üyesi 46 ülkenin hukuk sorunlarıyla ilgilenen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), her yıl artan dava sayısı yüzünden işleyemez hale geldi.
Vatandaşların iç hukuktan doğan mağduriyetlerini gidermek amacıyla kurulan mahkeme, yapısal sorunlar yüzünden bu işlevini yerine getiremiyor. 1990’lı yıllarda önemli roller üstlenen mahkeme, son dönemde prestij ve güvenilirlik kaybına uğradı. Türkiye ile ilgili birçok kritik karara imza atan Strasbourg Mahkemesi son olarak, başörtüsü yüzünden üniversiteden atılan Leyla Şahin’e uygulanan yasağı haklı bulması sebebiyle uzun süre tartışıldı. Kamuoyunda, mahkemenin artık siyasallaştığı kanaati oluşmaya başladı. Ayrıca, mahkemenin maddi sorunlar ve personel yetersizliği nedeniyle çalışmalarını güçlükle yürüttüğü ortaya çıktı. Bu yüzden artık her başvuru için belirli bir miktar harç parası alınması gündemde. Dava sürecini kısaltmak için de başvuruların sadece İngilizce ve Fransızca dillerinde kabul edilmesi düşünülüyor. Başta kurumun bir numaralı ismi Luzius Wildhaber olmak üzere çok sayıda uzman, mahkemenin geleceğinden endişeli.
Tehlikeyi gören Avrupa Komisyonu ise reform yapma kararı aldı. Bu amaçla 11 kişiden oluşan Akil Adamlar Komitesi oluşturuldu. Komite, mayıs ayında ön rapor, 2006 sonunda da kesin raporunu hazırlayacak. Daha önce Bosna İnsan Hakları Mahkemesi’nde 8 yıl görev yapan Türk yargıç Prof. Dr. Rona Aybay da komiteye seçildi. Komite oluşturulurken bölgelerarası dengeler kadar, hukuk sistemleri arasındaki uyuma bakılmış. AİHM’ye en çok şikayet yapılan üç ülkeden (Rusya, Polonya ve Türkiye) birer temsilci seçilmiş. Zaman’a konuşan Aybay, mahkemeyi ‘batmak üzere olan bir gemi’ye benzetiyor. Reform ihtiyacını ise üye sayısının artmasına ve her ay binden fazla müracaat gelmesine bağlıyor. Komite olarak işlerinin çok zor olduğunu ifade eden Aybay, “Problemin içine girdikçe havfediyoruz (ürkmek, korkmak). Ne yapacağımızı bilmiyoruz.” diyor.
Rona Aybay, Leyla Şahin örneğinde olduğu gibi kararların her zaman kamuoyu vicdanını tatmin etmeyebileceğini ifade etti. Bütün uluslararası mahkemelerde olduğu üzere, Strasbourg Mahkemesi’nde görev yapan hakimlerin de önyargılı olabileceğine dikkat çeken Aybay, bu sebeple verilen kararların sonuçları itibarıyla siyasî olabileceğini kaydetti. Normal şartlarda bir yargıca devlet baskısı olmayacağını anlatan Aybay, istisnalar için açık kapı bıraktı. Türk yargıca göre, mahkemenin son dönemde siyasal tartışmaların odağında yer almasının sebebi davaların niceliği. Aybay bu konuyu şöyle açıklıyor: “AİHM siyasal bir mahkeme değil; ama verdiği kararlar siyasî sonuçlar doğurabiliyor. Çünkü davaların kendisi siyasî. Ama mahkeme verdiği kararın siyasal sonuç doğurup doğurmayacağını düşünürse daha çok siyasallaşır. Yargıç dediğiniz gökten zenbille inmiş değildir. Yani buradan çıkan kararlar mutlak doğru değildir. Yargıcın da kişisel, kültürel, ideolojik ve dinî görüşleri vardır. Netice itibarıyla tanrılar değil, sizin benim gibi insanlar karar veriyor.”
‘Türkiye’ye karşı önyargı yok’
AİHM, Leyla Şahin kararından önce Güneydoğu ile ilgili davlarda verdiği kararlar yüzünden de Türkiye’den tepki görmüştü. Bunun üzerine bazı kesimler mahkemenin Türkiye’ye karşı önyargılı davrandığını iddia etmişti. Ancak Akil Adamlar Komitesi’nin Türk üyesi Aybay, bu iddiayı temelsiz buluyor. Mahkemenin herhangi bir devlete karşı önyargılı olduğunu söylemenin doğru olmayacağını vurgulayan Aybay, “Türkiye’den çok şikayet geliyor. Belki tepki bu yüzden oluyor. Ama bu, insanlarımızın bilinçlendiğini gösterir.” diyor. Aybay, son dönemde işkence ve hak ihlali ile ilgili davaların yanı sıra mülkiyet hakkıyla ilgili müracaatlarda da artış olduğunu kaydediyor.
Depoda bekleyen 77 bin davanın 10 bini Türkiye’den AİHM kaynaklarına göre, elinde 77 bin dava bulunan mahkeme maddi imkansızlıklar sebebiyle verimli çalışamıyor. 77 bin dosyanın 10 bini Türkiye’den giden başvurular. Davaların büyük kısmı personel yetersizliğinden depolarda tutulu-yor. Pek çok dava yeterince incelenmeden sonuçlandırılıyor. Buna rağmen bir davanın karar aşamasına gelmesi 8-9 yılı buluyor. Her yıl on binlerce başvuru kabul ediliyor; fakat 10 yıl önceki bütçeyle çalışmaya devam ediyor. 2005 bütçesi 41 milyon Euro. Son 10 yıldaki bütçede artış yok denecek kadar az. Buna karşın, 1998 yılında 975 başvuru yapılırken, bu sayı 2005’te 33 bin 500’e çıktı.
Bu sorunları çözmek için harekete geçen Avrupa Konseyi, öncelikle AİHM’nin reform sürecini yönetecek 11 kişilik Akil Adamlar Komitesi kurdu. Dava yükünü hafifletmek için de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne yeni bir protokol ekleme kararı aldı. 46 üye ülke tarafından kabul edilen 14’üncü protokole göre, daha önce reddedilmiş davalarla benzerlik taşıyan şikayetler, 3 yargıç tarafından tek duruşmada reddedilebilecek. Ciddi bir hak ihlaline uğramayanların başvuruları kabul edilmeyecek. İşkence ve ifade özgürlüğü ihlalleri gibi davalara öncelik tanınacak.
02.12.2005 Osman İridağ - Emre Demir Strasbourg
|
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
2/12/2005
-
Fransa isyanın acısını göçmenlerden çıkarıyor, ithal evliliğe sı
|
Fransa, geçen ay banliyölerde yaşanan şiddet olaylarının ardından, Fransa’ya göçü engelleyecek sert tedbirler alıyor. Fransa Başbakanı Dominique de Villepin, yabancıların Fransız vatandaşlarıyla yapacakları evliliklerin artık otomatik olarak tanınmayacağı yönündeki açıklamasına Fransa’da yaşayan Türkler tepki gösterdi. Fransız vatandaşlarıyla evlilik yapacak yabancıların daha sıkı kontrol edileceğini belirten Villepin, vize almak için yapılan sahte evlilikleri önlemek istediklerini savunmuştu. Villepin’in açıkladığı tedbirlere muhalefetteki Sosyalist Parti ve İnsan Hakları örgütleri de karşı çıktı.
Villepin, yurtdışında yabancıların Fransız vatandaşlarıyla yapacakları evliliklerin, Fransa tarafından artık otomatik olarak tanınmayacağını söyledi. Fransa Başbakanı, “Yurtdışındaki Fransız konsolosluklarının, Fransızlarla evlenen yabancılara Fransız kimlik kartı vermeden önce sıkı araştırmada bulunacak.” ifadelerini kullandı. Ayrıca, Fransız vatandaşıyla evlenen yabancıların, vatandaşlığa başvurma hakkı uzatılacak. Evlilik yoluyla Fransa’ya gelen yabancıların, vatandaş olabilmesi için 2 yıl beklemesi gerekiyor. Başbakan de Villepin, Fransa’da çok eşliliğin de önüne geçebilmek için de yasal önlemlere başvuracaklarını belirtti. Tedbirler yasalaşırsa, vize uzatmak için valiliğe tercümanla birlikte gidenlerin işi vize uzatma şansı oldukça azalacak. Villepin, vize uzatmak isteyen göçmenlerin fransızca konuşma yeteneklerinin kriter alınacağını da açıkladı.
Yeni tedbirler, Fransa’da yaşayan 500 bin’e yakın Türkü yakından ilgilendiriyor. Villepin’in açıkladığı sert tedbirler, gurbetçi gençlerin Türkiye’den istek yoluyla yaptıkları evlilikleri de zora sokacak. Yabancı ülkelerden yapılan evlilikler, Fransa’da en yaygın göç metodu olarak biliniyor. Sadece geçen yıl 34 bin kişi evlilik yoluyla Fransız vatandaşı oldu. Aile birleşimi yoluyla göçün en yoğun görüldüğü göçmen topluluklarından birisi de Türkler. Fransa Ulusal araştırma Kurumu’nun (CNRS) yaptığı bir çalışmaya göre, Fransa’da doğan Türk kızların yüzde 98’i, erkeklerin yüzde 92’si Türkiye’den evleniyor. Gurbetçiler arasında, “ithal evlilik” olarak da adlandırılan bu aile birleşimleri, Fransa’ya göç eden nufüsun büyük çoğunluğunu oluşturuyor. Villepin, yabancıların topluma entegre olmasını sağlamak ve yasadışı göçle mücadele etmek için yasaları sıkılaştırdıklarını açıkladı. Fransa’ya yönelik göçü azaltması beklenen tedbirler, Fransız basını tarafından “banliyö isyanlarına ilk resmi cevap” olarak yorumlandı. Yasa tasarısı, 2006’nın ilk yarısında Meclis gündemine gelecek.
Villepin, tasarıyı Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso’yla haftaya görüşeceklerini açıkladı.
Villepin’in açıklamalarına Fransa’da yaşayan Türklerde tepki gösterdi. Paris’te yaşayan ve evlilik yoluyla Fransız vatandaşı olan Selim Uzuner, “Hükümet, banliyölerde yaşanan olayları fırsat olarak kullanıp, hukuk dışı önlemler alıyor. Yabancı biriyle evlilik yapmak temel insan haklarından biridir. Kimsenin bunu engellemeye hakkı olamaz.” dedi. İsminin açıklanmasını istemeyen Y.S ise, “Ben, eşim Fransız vatandaşı olduğu için vatandaşlık hakkı aldım. Ancak, banliyölerdeki eylemlerde ne benim ne de Türklerin bir rolü yok. İsyanı başlatanlar, buraya yeni göç edenler değil Fransa’da doğup büyüyen çocuklar.” şeklinde konuştu.
Villepin’in tedbirlerine muhalefetteki Sosyalist Parti de karşı çıktı. Muhalefet partisi, isyanların, Fransa’ya yeni göç edenlerden kaynaklanmadığını savunurken, isyanları Fransa’nın entegre etmeyi başaramadığı Fransa’da doğmuş 3. nesil göçmenlerin çıkardığını hatırlattı.
Fransa, evliliklerin yanı sıra Fransa’da üniversite eğitimini de zorlaştırıyor. Villepin’in önlemleri yasalaşırsa, yabancı öğrencilerin vize alması da zorlaşacak. Villepin, yabancı öğrencilerin geldikleri ülkelerdeki konsolosluklar tarafından vizelerinin iptal edilebileceğini söyledi. Her sene 50 bin yabancı öğrencinin geldiği ülkede, bundan sonra daha sıkı bir eleme yapılacak. “En başarılı ve en yüksek motivasyona sahip” öğrencilere vize vereceklerini aktaran Villepin, başvuruda bulunan öğrencilerin kendi ülkelerindeki geçmişlerinin araştırılacağını ifade etti. Önlemler yasalaşırsa, fransızca bilmeyen ve yüksek notlara sahip olmayan öğrencilerin Fransa’da öğrenci vizesi alması imkansız hale gelecek.
De Villepin, önceki gece Amerikan CNN televizyonuna yaptığı açıklamada, banliyölerde yaşanan şiddet olayların ‘isyan’ değil, ‘ciddi sosyal problemler’ olarak tanımladı. Uluslarası basının Fransa’daki olaylara ‘abartılı’ yaklaşımının kendilerini şaşırttığını belirten Villepin, olaylar sırasında hiç bir silahlı eylem olmadığını ve hiç kimsenin ölmediğini savundu.
Emre Demir / Strasbourg
01.12.2005
|
Yorum (
2
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
28/11/2005
-
Referandum sonucunu Avrupa da merakla bekliyor
|
Ermenistan’daki anayasa referandumunun sonuçları Avrupa’da da merakla bekleniyor. Referandumdan çıkacak bir ‘evet’ sonucu, Avrupa Konseyi açısından büyük önem taşıyor.
Anayasa değişiklikleri, Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu’nun tavsiyeleri ışığında hazırlanmıştı. Konsey Başkanı Terry Davis, Ermenistan halkına referandumda ‘evet’ oyu kullanmaları çağrısında bulundu. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Başkanı Rene Van der Linden ise referandumdan ‘hayır’ çıkması durumunda, Ermenistan’ın Avrupa yolunda büyük yara alacağını kaydetti. Değişiklik paketinin reddedilmesi halinde Avrupa Konseyi’nin Erivan’a bazı yaptırımlar uygulayabileceği ve bunların arasında Konsey’den çıkarılmasının dahi yer alabileceği dile getiriliyor. 46 üyesi bulunan Avrupa Konseyi’ne katılmak için, hukukun üstünlüğü prensibinin kabul edilmesi, temel insan haklarının ve vatandaşların özgürlük haklarının garanti edilmesi gerekiyor. Avrupa Konseyi, 2000’de üyeliğe kabul ettiği Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan’da reform süreci başlatmıştı. Ermenistan’daki referanduma uluslararası gözlemci katılımının az olması ise dikkat çekiyor. Avrupa Birliği ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT)’nın gözlemci göndermediği referanduma sadece Avrupa Konseyi’nden 18 kişilik bir gözlemci ekibi katılıyor. Azerbaycan’da 6 Kasım’da yapılan seçimlerde ise birçok uluslararası kuruluştan 1500’e yakın gözlemci yer almıştı.
Karabağ açısından önemli
Referandum, Türkiye’yi de ilgilendiren Dağlık Karabağ sorununun çözümü açısından da önem taşıyor. Referandumdan ‘evet’ çıkması halinde, uluslararası desteğini kaybeden Ermenistan’ın elinin tekrar güçlenebileceği belirtiliyor. 6 Kasım seçimlerinde gözlemcilerden düşük not alması Azerbaycan aleyhine bir gelişme olarak nitelendirilmişti. Avrupa Konseyi, ocak ayında onayladığı raporunda, Ermenistan’ı Dağlık Karabağ’da “işgalci devlet” ilan etmişti. Ermenistan lideri Koçaryan da bu açıdan referandumun önemini, “Bu anayasa değişiklikleri, uluslararası arenada etkinliğimizi artıracak. Karabağ sorununda daha çok müttefik bulacağız.” sözleriyle dile getirmişti.
Emre Demir, Strasbourg
|
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
|
|
|